Bu yazıyı paylaşın;


Çocukları (güzel bir melodi gibi) Dinliyor muyuz ?

İnsan sevdiği bir melodiyi dinlerken dikkat kesilir. O anda öteki sesler önemini kaybeder ve gönlümüz hoş olmak ister. Günlük yaşamın kargaşasında gönül hoşluğuna öylesine ihtiyacımız vardır ki işittiğimiz melodi soluduğumuz hava kadar önemli oluverir bazen. Duygularımızın o anki düzeyi, dinleme dikkatimizi etkiler.

Yaşam içinde her zaman sevdiğimiz melodilerin kulağımıza geldiği tesadüfleri yaşamayız. Kimi zaman da dikkat verdiğimizde yakalayabiliriz bizi mutlu edecek melodiyi, ya da bilerek ve amaçlı olarak melodi ararız. Müzik programlarına yöneliriz; elimizde var olanları seçip dinleriz ve bunun için uygun koşul yaratır zaman ayırırız. Mutlu anları, ruhsal tedavi anlarını kendimiz yaratırız.

Çocuklarımızı dinlemek de melodi dinleme konusundaki tavrımız gibi olabilir aslında. Anne babalarla çocuklar arasındaki iletişimde, anne babalar dinleme konusunda çok da dikkatli değildir çoğu zaman. Onların söylediklerinin çok sıradan ve “çocukça” olduğunu düşünürler. Her günkü çocuk konuşmalarıdır onlara göre. Ya arkadaşlarıyla yaptığı maçın verdiği heyecanı anlatıyordur; ya okuldaki çocuklar arasındaki çekişmeleri, ya bir bilgisayar oyununda keşfettiklerini, ya da yaşına göre seçtiği masal kahramanlarını.

Anne babaların günlük telaşının içinde çocukların anlattıklarını dinler gibi yapma eğilimi yaygındır, çünkü kafaları çok meşguldür. Onların çok daha “önemli” işleri vardır. Üstelik bu işlerin öneminin belirleyicisi, çocuklarına verdikleri “önem”dir. Bu önemli işler yüzünden paylaşmayız çocuklarımızın anlattıklarını, bu önemli işler yüzünden anlatılanların içindeki kaygıyı, beklentileri, heyecanı anlayamayız. Onlar konuşurken, satır aralarında haykırmaya çalıştıkları önemsenme, anlaşılma özlemini yakalayamayız.

Anlattıkları, çocuklarımızın hayatıdır aslında. Yaşamla kurdukları bağın ta kendisidir. Anlattıklarını dinleyip satır aralarını fark ettiğimizde, yaşadığı kaygıları umuda dönüştürme, öz güvene ve neşeye dönüştürme şansımız vardır.

Onlar büyürken bize daha çok ihtiyaç duyarlar. Biz büyüme deneyimi yaşadığımızdan, bizim tarafımızdan anlaşılma hakları vardır. Ana babalar çocuk olmayı hatırlayabilir ve hatırlamalılar da aslında. Fakat çocukların yetişkin olma deneyimi olmadığından, ana babaları anlamakta zorluk çekebilirler ve bu doğaldır. Bu yüzden çocuklarımızın anlattıklarını tatlı bir melodi gibi algılayabiliriz. Algıladığımızın, bizim için çok önemli olduğuna inandığımız çocuğumuzun yaşamı olduğunun farkına varmak, dinleyeceğimiz melodiyi tesadüfe bırakmamaktır.

Çok da uzun sürmeyecek çocuklukları bittiğinde ve mekansal olarak da bizden ayrıldıklarında yaşamımızın önemli bir enerji kaynağı olan, hep kulağımızın dibinde olduğundan emin olduğumuz bu melodiyi çok özleyeceğimiz açık.

Alice Chase bunu şiirinde öyle güzel anlatmış ki.

YETİŞKİN OĞLUMA,

Sürekli meşguldüm o kadar sene
Seninle doyasıya oynayamadım
Sen beni çağırdın gel oyna diye
Ben bir türlü zaman ayıramadım
Giydirdim, doyurdum, seni kolladım
Sadece bunları yeterli sandım
Bana oyuncağını getirdiğinde
Ben seni çoğu kez başımdan savdım
Yatağa yatırır seni okşardım
Sen uyur uyumaz hemen çıkardım
Şimdi o günleri çok özlüyorum
Keşke bir dakika fazla kalsaydım

Hayat ne kadar da kısa, yıllar ne çabuk
Ne zaman büyüdü bu küçük çocuk
Ona dokunmak için uzandığımda
Ellerim boş kalır, yüreğim buruk
Artık ne resimler, ne de oyunlar
Ne “iyi geceler” ne sarılmalar
Hepsi çok geride, ulaşmak çok zor
Yaşanmadı sanki o güzel yıllar
Artık hiç işim yok, yapayalnızım
Günlerim çok uzun, üstelik bomboş
Keşke isteklerini bir bir yapsaydım
Küçük arzuların şimdi çok şirin çok hoş

Alice Chase
Gül Kırçıl

Gül Kırçıl

Eğitim Danışmanı